Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam

Gürlek’in “Hukuk Güvenliği” Vurgusu

Doğru Söylemler Pratiğe Yansıyacak mı?

Doğru Söylemler Pratiğe Yansıyacak mı?

Gürlek’in “Hukuk Güvenliği” Vurgusu: Doğru Söylemler Pratiğe Yansıyacak mı?

Adalet Bakanı Akın Gürlek, bakanlığının merkez teşkilatında görevli yargı mensuplarıyla bir araya geldiği iftar yemeğinde, aslında hepimizin altına imza atacağı çok temel bir evrensel gerçeği dile getirdi: “Hukuk sisteminin güvenilirliği, bir ülkenin dünyadaki yerini ekonomik ve askeri gücü kadar belirler.”

Bakan Gürlek, adaletin devletin vicdanı olduğunu hatırlatarak, “Adalet güçlü olduğunda devlet güçlü olur. Milletin devlete olan inancı ancak bu şekilde pekişir” değerlendirmesinde bulundu. Üstelik sadece soyut bir adalet kavramından bahsetmedi; hukuk güvenliği ile ekonomik refah ve yabancı yatırım arasındaki hayati ve kopmaz bağa da işaret etti. Sayın Bakan’ın tespitleri teoride kesinlikle doğru ve demokratik bir hukuk devletinde olması gereken ideal tabloyu yansıtıyor.

Ancak gazeteciliğin doğası gereği asıl sormamız gereken soru şu: Bu doğru ve parlak cümleler, Türkiye’nin bugünkü yargı pratiğiyle ne kadar örtüşüyor?

Vatandaşın adalete olan güveninin anketlerde giderek azaldığı, uluslararası “Hukuk Devleti Endeksi” sıralamalarında Türkiye’nin uzun süredir son çeyrekte yer aldığı bir dönemi yaşıyoruz. Bakan Gürlek’in, “Eğer bir ülkede hukuk güvenliği varsa yatırım vardır, ekonomi daha yüksek refah seviyesine çıkar” şeklindeki sözleri, aslında bir bakıma mevcut ekonomik darboğazın ve ülkeye gelmekte tereddüt eden yabancı sermayenin asıl nedenini de teşhis ediyor. Hukukun üstünlüğünün, yargı bağımsızlığının ve mahkeme kararlarına kesin itaatin şüpheye yer bırakmayacak şekilde sağlanamadığı bir iklimde, sadece yasal metinleri veya adliye altyapılarını güçlendirmek “güçlü bir devlet vicdanı” inşa etmeye maalesef yetmiyor.

Sayın Bakan’ın, kendi deyimiyle yıllarını bu teşkilata vermiş bir hukukçu olarak, “etkin ve sağlıklı işleyen yargısal süreçler için birlikte çalışma” vaadi elbette ki kıymetli. Ancak kamuoyunun beklentisi, bu çalışmaların yalnızca söylemlerde veya kurumsal kapasite artışında kalmaması yönünde.

Adalet Bakanı’nın çizdiği bu ideal hukuki çerçevenin, temenniden öteye geçerek somut, vatandaşa dokunan ve evrensel hukuk normlarını tesis eden adımlara dönüşüp dönüşmeyeceğini yaşayıp göreceğiz. Unutulmamalıdır ki adaletin gücü, iftar sofralarındaki güzel temennilerden ziyade, mahkeme salonlarından çıkan adil kararlarla ölçülür.